Translate

İzleyicilere siz de katılın!...

Sayfalar

1 Temmuz 2012 Pazar

Atılan Tweet'ler para olarak geri dönüyor

 Twitter'da reklam çılgınlığı

Twitter'da şimdi moda "reklam tweet"leri. Dışarıdan görünmese de bu pazar hızla büyüyor. Markalar yatırımlarını sosyal medyanın twitter fenomenlerine yapıyor.
Herkesin bir twitter hesabı olabilir, herkes tweet atabilir ama bazılarının attığı tweet’ler para olarak geri dönüyor. Hem bunun için “tanınmış”, “ünlü” olmanız da gerekmiyor. Twitter'daki takipçi sayınız ve sizi izleyenlerin profilinin
markaları tatmin etmesi yeterli. Bir tweet için 500 TL alan da var, 2 bin TL alan da.

Sosyal medya büyük markaların istilasına uğradı. Özellikle twitter onların ağızlarını sulandırıyor. Bir tweet başına teklif edilen büyük paralar markalar için de, on binlerce takipçili twitter kullanıcıları için de çok cazip. Bir tweet başına yani “140” harf karşılığı aldıkları paralar hakkında kimse net konuşmuyor ama varlığı da şüphe götürmez. Takipçi sayısına göre bir tweet için 500 TL de alan var, 2 bin TL de. Üst sınırı bilen yok, çünkü bu gizli bir anlaşma. Herkes işini yapıyor. Pek çoğumuz farkında olmadan bir dünya yaratılmış durumda. İşin içindeki isimler için bu bir arz-talep meselesi. Durumu fark eden iletişim ajansları da kolları sıvadı, pek çok basın davetine, partiye, tadımlara, atölye çalışmasına, galaya twitter fenomenlerini davet ediyorlar. Ben de hikâyenin büyüklüğünü bir basın gezisinde fark ettim. Twitter’daki takipçi profillerine ve takipçi sayılarına göre seçilmiş isimlerle birlikteydim. Onlar gözlemlerini, hissettiklerini an ve an sosyal medyaya geçiyorlardı. Tabii onlardan da beklenen buydu. Gayet ciddi olarak çalışanlar da vardı aralarında, işi eğlenceye vuranlar da.

Daha çok insana ulaşıyor ve ucuz

Güray Gürsel’in twitter’da 35 bin takipçisi var, tabii onu sosyal medyada ismiyle tanımanız muhtemel. Twitter şöhreti olma hikâyesini anlatıyor:

“Nasıl bu kadar takipçim oldu ben de tam bilmiyorum. Bir şey yazdım, Şebnem Bozoklu ve Rahşan Gülşan retweet etti (yani takipçileriyle paylaştı) ve sonra insanlar giderek arttı. Yazma ihtiyacı hisseden insanın bir şekilde bir mecra bulup mutlaka yazacağına inanırım. Bizimki sağlıklı bir birliktelik oldu twitter ile. Takipçi sayımın artmasından çok telefondan twitter'a girebildikten sonra mesaim arttı. Sosyal medyada bir güç olduğumu henüz çok anlamadım. Basın gezilerine çağrılıyoruz ama gazetecilik okumuş veya yıllardır bu işe mesai harcamış insanlarla bir tutmuyorum kendimi. Etimizin sütümüzün cazibesi bu biraz. Reklam hadisesine gelirsek; yazı, görsellik ve popülarite varsa, reklam vardır orada. Bunu yadırgamamak lazım. Kimseyi salak yerine koymadan yapıldığında karşı değilim. PR ajanslarından basın bültenleri alıyorum elbette ama işte orada gazetecilerden farkımız ortaya çıkıyor, zira etkinlik seçiyoruz, gazetecinin pek böyle bir şansı yok. Yatırımcılar sosyal medyanın gücünü keşfetti, oldukça uzun bir süre daha gider bu. Gazete ilanının dörtte biri fiyatına dört kat fazla insana ulaşmak reklam verenler için cazip, değil mi? ‘Mesaj ve reklam kaygılı bir twett attıktan sonra nasıl hissediyorsun?’ dersen. Bu, ozon tabakasını düşünüp parfüm kullanmamak, ama kötü kokmak da istememek gibi bir paradoks. Parfümü sıkıyorsun sonuçta.

Müşteri twitter ünlüsünü istiyor

Medya Direktörü Özlem Demirkıran (bkz. Banu K. Zeytinoğlu İletişim)


“Twitter fenomenleri dediğimiz kitleye davetlerimizi ciddi bir kitleye ulaşabildikleri ve bu kitle üzerinde etkili olabildiklerini anladığımız an yapmaya başladık. Film ve oyun galalarına, basın gösterimlerine katılan ve olay anından canlı bir şekilde tweet atan twitter ünlüleri sayesinde, onları takip eden kitle etkinliği merak eder hale geliyor, ‘X gittiyse kesin güzeldir ben de görmeliyim veya ben de görüp tweet atmalıyım’ diye düşünüyorlar.

Twitter ünlülerini basın gezileri veya galalara davet ettiğimizde, kendilerine basın mensubu olarak yaklaşıyor, basın kiti veriyor ve tweet atmaları beklentisi içinde oluyoruz doğal olarak. Twitter ünlülerine bülten ve davetiye gönderdiğimizde, neden kendilerine bunları gönderdiğimiz konusunda bir soru soran olmadı. Sadece bir kere, basın gezisi için davetiye gönderdiğimizde, ‘Talebiniz ve beklentiniz nedir?’ cevabını aldık. Büyük markaların tweet başına astronomik rakamlar teklif ettikleri söylentilerini duymuştuk; böyle bir cevabı alınca, bizden kurumsal olarak bir teklif göndermemizi istediklerini tahmin ettik ancak cevap olarak, gayet masum bir şekilde, ‘Sizi ağırlamak istiyor ve twitter üzerinden katkıda bulunmanızı bekliyoruz’ cevabını verdik. Twitter ünlülerinin bazıları bir basın gezisine davet edildiklerinde bunun bir sorumluluk olduğunun, geniş kitlelere ulaştıklarının farkında değiller. Attıkları tweet’leri eğlence olarak görebiliyorlar. Bu konuda gazeteci ve televizyonculardan ayrılıyorlar, çünkü her an ellerindeki akıllı telefonlarla tweet atma şansları var. Çoğu zaman müşteri de twitter ünlülerinin galalarına veya etkinliklerine gelmelerini bizlerden talep ediyor.”

Bana destek olan markayı yazıyorum

Twitter’da bir fenomen daha; “Çizenbayan”. Gerçek ismi Elif Tanverdi onun Twitter macerası da tesadüf eseri başlamış, şimdi 45 bin takipçisi var ve en çok talep gören isimler arasında. İşte onun hikâyesi:

“2009 ilkbahar aylarında mimari proje için sabahladığım gecelerde deşarj olmak için kullanmaya başladım twitter’ı. O yaz havuz başında elimde telefonum kitap okur gibi tweet okuduğumu hatırlıyorum. İnsanlar internette yazdıklarıyla tanınıp kitap çıkarmaya başlamıştı. Aslında takipçi sayım daha azken deşarj alanıydı twitter. Takipçi sayısı arttıkça otosansür uygulamaya başladım. Takipçi sayımı ciddiye almazken Van depremi döneminde sosyal medyanın bir güç olabildiğini idrak ettim. 2011’in başında davetler ufak ufak başladı. 2011 yazında reklam teklifleriyle beraber davetler de artmaya başladı. Twitter’dan reklam yapılmasına karşıyım ve uzunca bir süre uzak durdum.

“Basın” adı altında bir yerlere çağrılmak ise enteresan bir duygu. Kendimi basın olarak görmüyorum ama bir yandan da twitter’a ya da blog’a yazdıklarınız aslında birer ‘köşe yazısı’. Geleneksel medyada çalışan basın mensuplarından bizim bu gezilerdeki varlığımızı kavrayamayanlar oluyor. Yeni ve bilinmedik sosyal medya endişelendiriyor belki de geleneksel medyayı. İçinde marka isminin bile geçmediği gündem oluşturmaya yönelik tweet’ler atılıyor şu an ben ve benim gibi arkadaşlar tarafından. Öyle bir algı oluştu ki, asla para almadığım halde çok sevdiğim bir ürünle ilgili twitter’da asla yazamaz oldum, reklam alıyor derler diye. Bunun dışında sponsor gibi durumlar olduğunda marka ismini telaffuz etmekten çekinmiyorum. Marka bana destek olmuşsa ben de bunu yazıyorum. Eşten dosttan ‘ya şunu retweet etsene, şunu yazsana’ gibi istekler geliyor. Tüm bunları yaparsam zaten sayfam ilan tahtasına döner.”

İlkin ben almadım, şimdi reklam veren yok

İstiklal Akarsu, twitter âleminin şahsına münhasır isimlerinden. Dilinin kemiği yok, kimseye benzemeyen bir jargonu var. Şu an 70 binden fazla takipçiye sahip.

- Neydi ilk olarak derdiniz, kendinizi ifade etmek mi, rahatlamak mı?

- İlk derdim kendimi ifade etmekti, sonra bir rahatlama geldi, sonra bir daha kendimi ifade ettim, sonra hop rahatladım. Bir ara sıkıntı geldi sıcak bastı, cam açtım sohbet ettim rahatladım. İyi geldi be bu twitter, ben eğleniyorum insanlar eğleniyor, sürekli bi “haydi oturmaya mı geldik” durumu var burada.

- Sosyal medyanın bir güç olduğunuzu ne zaman anladınız?


- İlk TV programına çağrıldığımda anladım, sonra anlamamazlıktan geldim bi süre, sonra kitabım çıkınca yine anladım, sonra unuttum gücü yine. Sonra bir daha çağırdılar televizyon programına, “tamam lan” dedim “sosyal medya bir güçmüş tamam anladım, gelmeyin çok üstüme” dedim.

- Size ilk teklifler, basın gezisi, reklam... Ne zaman ve nasıl geldi?

- İlk teklif Bkz. İletişim aracılığıyla Alaçatı Turizm Derneği’nden geldi. Çeşme Alaçatı’ya davet ettiler beni. Gittim Çeşme Alaçatı’ya beleşe yedim içtim gezdim. Hayır “bir tweet yaz”, “şunu yaz” diyen de yok ortada, “n’oluyo lan oldum ben bi”. Ama Alaçatı’da olunca ister istemez oranın güzellikleriyle ilgili tweet yazıyorsun, kendini tutamıyorsun. Güzel şeyler bunlar, hep çağırsınlar, Amerika’ya filan da çağırsınlar, olmadı uzaya fırlatsınlar beni.

- Tweet’lerinize reklam verildiği ve para ödendiği durumlardan da bahsediliyor. Hatta ciddi paralardan. Nedir ve nasıldır işin aslı?

- Evet son bir yıldır böyle bir durum var. Ben başta karşı çıktım, reklam teklifleri epey geldi ama almadım. Çünkü reklamın veriliş şekli hoşuma gitmedi, direkt marka odaklı tivit yazmak “şu markanın cipsini yedim ağzımdan salyalar aktı” filan yazmak hoşuma gitmedi. Ama sonra baktım reklam verme şekli değişti. Ajanslar yöntem değiştirdi, insanları rahatsız etmeyen reklam şekilleri buldular. Zaten benden başka reklam almayan da pek kalmadı, alanlara neden alıyorsun diyen de kalmadı. Ben de “tamam lan, artık az da olsa haftada 1-2 tweet’lik reklam alayım” dedim. Şimdi de kimse reklam vermiyor, kaldım ortada. Basın gezisi için Çeşme’ye çağrıldım, sen de oradaydın, yedik içtik gezdik ama çağırsınlar her yere, gezmek güzeldir. Dediğim gibi çok enteresan şekilde bir beklenti olmadı, “ulan yedin içtin eğlendin reklamımızı yapsana, tweet yazsana!” diyen olmadı. Bu çok hoşuma gitti, ben de içimden geldiğince yazdım.

- Twitter özgürlük demek bir yandan, eğer bir şekilde mesaj ve reklam kaygılı bir twett attıktan sonra işin samimiyetini kaybettiğinizi düşünüyor musunuz?

- Reklamlı tweet’i de az ve öz yazmak lazım. Olaya çok ticari baktığınız zaman samimiyetten eser kalmaz. Benim için twitter’ın bana verdiği haz, buradaki samimiyet her türlü paradan değerli. Ama bana beş milyon dolar verseler yemişim twitter’ı da samimiyeti de afedersin.

Twitter Retweet ilginç içerik - Twitter Aforizmaları Twitter Gündemi